Öyle bir yerdeyim ki...

ÖYLE BİR YERDEYİM Kİ



Kalabalık içindeki yalnızlığın edebiyatını yapanlar bugün kalemini dinlendirsin.
Bugün bizim günümüz, bugün senin günün. 

Öyle bir yerdeyim ki baba… 
Ahmet Kaya şarkılarına sayıklayarak ağlar oldum.
Tepeleri beni yoran şehre, şu an baktığım yerden, neden döndüğünü anlıyorum.
Çünkü rakının yeşili, çayın ince bellisi mübahtır.
Sofra kelimesinin güzelliğini anladım. 
Sofra ya. Çatal bıçakdan memleket sevgisine kadar uzanır. 
Kocaman anlamlar taşıyan küçücük bir kelime. Baba gibi.
Ah bir de memleket var tabi. 
Memleket babanın olduğu yerdir derlerdi. Doğru da diyorlarmış.
İstanbul'un hayat kadar hızlı kader değiştiren sokak köşelerinde seni zor buluyorken, 
sana hiç baba diyemediğim bir yerdeyim.

Öyle bir yerdeyim işte baba.
Yaprak döker bir yanım.
Bir yanım bahar bahçe. 

man o to








man o to

migim ma
emroz o farda






Bir Kadın

BİR KADIN
Bir kadın düşün ki gülüşü içini ısıtan.
Bir kadın düşün ki yürüyüşü bile tebessüm yaratan.
Bir kadın düşün ki 50 yaşında hala hayal edebilen.
Bir kadın düşün ki minicik ayaklarıyla büyük adımlar atan.
Bir kadın düşün ki kızlarından daha hayat dolu.

Çünkü; bir kadın düşün ki iki hayat eden.


Düşündün mü?


İşte o benim annem.

Küçüğüm

KÜÇÜĞÜM

Küçüktüm. 
Oysa sen giderken ne kadarda kocaman hissediyordum.
Sanki dünya ben her bir adım attığımda dönüyor,
güneş ben üşüdüğümde açıyor,
çalışmadığım sınavım var ise de kar yağıyordu.
Diyorum ya, kocamandım ben.

Şimdi 25 yaşındayım. 
Ehliyetim var benim baba.
Yan koltuğumda oturup şöförlüğümü görmedin ya..
Acaip vites değiştiriyorum.
Park bile edebiliyorum.
Mimarlık okuyorum ben baba.
Son senemdeyim hemde.
Çok da çalışkanım.
Büyüdüm ben baba.
Kocaman oldum.

Ama küçücük hissediyorum.
Çünkü sen gittin.


Keşke daha çok olsaydın.



Herşeye rağmen: Yaz

CİLT + TEN: KIŞ GELSİN!

Pijamalarımdan içeri girmeyi beceren sinekler
Güneş koruyucusu sürmeyen eller
Kışı atlatamaz diyip eve aldığım kedilerin tırnakları
Onların getirdiği pireler
Kaşındıran çimenler
Hiç bir mangalı ve rakı sofrasını kaçırmayan bilimum böcekler
Havuz kloru ve lazer epilasyon

Herşeye rağmen:
Deniz, kum, güneş.
Ve yaz yıldızları.
Gitme.

Plaquetweezer: Dub FX

PLAQUETWEEZER: DUB FX


Önümüzdeki günlerde Rock'n Coke'a katılacak birinden bahsedeyim de kaçırdığınıza sonradan pişman olmayın canlarım. Daha önce Bronx Pi'de konserine gitme fırsatında bulunduğumdan tecrübeli bir dinleyici olarak konser performansının keyif vereceğine temin edebilirim. Avustralyalı arkadaşımız Dub FX aslında bir sokak müzisyeniydi, ancak Youtube ile dünyanın bir çok yerine ulaşarak sahnelere çıkmayı başardı.

Sadece müziğini dinleyince belki bu başarıyı ona hak göremeyebilirsiniz. İzlerseniz ama eğer, o dinlediğiniz tüm 'sample'-ların kendi sesinden oluştuğunu anlayacaksınız ve bir sonraki dinleyişte çok farklı bir algıya hitap edeceğine eminim. Dub FX son yıllarda rastladığımız müzisyenlerin yaptığı 'Live Looping' denilen olayın aslında kendimce en iyi örneklerinden. Live Looping'i biraz açalım hadi. Live Looping'de müzisyen kendi sesini kaydedip, pedal yardımıyla sesine efekt katıyor ve onları sample haline getiriyor. Bu sample-lar daha sonra art arda tekrar ediyor ve farklı sample kayıtları ile beraber müzisyenin üzerine söyleyebiliceği bir altyapı oluşturuyor. End of story. Çok konuştum, en iyisi izleyin.



İyiki doğdun babişkom


Senin doğum günün olduğu zaman anlardım ki kış gelmişti, şimdi ise doğum günlerinde hep gözlerin kısık gülüşlerin, çocukça mimiklerin, dillerden düşmeyen karizmana hayranlığım ve hiç kuşku duymadan 'dünyanın en iyi babası' dedirtten sen (!) geliyorsun aklıma, ve artık kış gelsede içim ısınıyor. 
Hala beni sen ısıtıyorsun be babam. 

İyiki doğdun babişkom.

Incomplete

INCOMPLETE

[ in·com·plete; not complete; lacking some part. ]
 
incomplete bodies 
incomplete feelings
incomplete images
cover-up with;
incomplete tattoos 
and 
incomplete lives. 
 
I'm so sick!



Abuk Subuk

ABUK SUBUK ŞİİR

Şantiyeye gittiğimde isparka park ediyordum, abuk subuk.
Her gün 15lira derken bi yan sokağa park etmeye başladım beleş diye, abuk subuk.
Bir gün arabama bir döndük - yok, abuk subuk.
Çekmişler, abuk subuk.
Ulus otoparka gittik arabayı almak için - vermediler, abuk subuk.
Muayenem yokmuş, abuk subuk.
Emniyet şubesine gittik kapalı çıktı, abuk subuk.
Ertesi gün emniyet şubesine giderken motora bindik karşıya geçtik bi baktım ruhsatı unutmuşum, abuk subuk.
Yine geri döndük tüm yolu, abuk subuk.
Belgelerimizi aldık emniyet şubesine gittik öğle tatiline denk geldik, sabuk subuk.
Cezamısı kestiler vergi dairesine yolladılar ödeme yapmam için, abuk subuk.
Üstüne bir de otoparktan çekicisiz çıkarılamaz kağıdı aldım, abuk subuk.
Çekici ayarladık - arabayı aldık - eve ulaştık, abuk subuk.
Arabayı yola çıkardık - yolda kaldık, abuk subuk.
Akan yolda yokuştan çıkarken kaldık hemde, abuk subuk.
Neyseki kazasız belasız kenara çekebildik, abuk subuk. - en güzel abuk subuk, tek güzel abuk subuk.
Durup dururken, hiç bir şeyi yokken triger kayışı kopu verdi, abuk subuk.
Eleman motorun heryerine vurarak paramparça etmiş, abuk subuk.
Arabaya elektirik gitmediğinden üstü kapanmadı, abuk subuk.
Yazlık kiyafetlerinde, cabrio arabanın bozulabilceğine inanmayan halk kornaladı küfürledi, abuk subuk.
Önce yol yardımı çağırdık - yardım edemedi, abuk subuk.
Sonra 3. defa çekici ile münasebet kurduk, abuk subuk.
Ve arabamı uğurladık, abuk subuk.

En abuğu, en subuğu da 2000lira masraf.
For anything but nothing, abuk subuk!





Ah ulan Deniz

YANİ BİR DAHA OLMAYACAK MISIN?

Geçen sene bugün çok sevdiğim bir insanın çok sevdiği bir insanı kaybedişini izledim.
Ben de kaybettim yedi sene önce; onu aslında en iyi ben anlayabilirdim.
Ama dışarıdan bakınca insanın içini acıtan giden değil, kalan oluyormuş aslında.
Hatta o kadar acıttı ki, gideni suçlarken buldum kendimi.
Hayatımın son dönemlerinde ölümden çok korktuğumu farkettim;
senaryolaştırılmış deprem, pasif trafik kazası, son evre kanser, hatta toprağın son günü.
Sanırım tamda bugünden dolayı. İnsanlar kendi cenazelerinin kalabalığını bencilce hesaplarken, ben o insanları teselli edemeyeceğime kızıyorum.
Giden olmak istemiyorum, bırakan olmak istemiyorum, suçlanan olmak istemiyorum.
Çünkü biliyorum, giden seninle gitti, ... kalan sensiz.

Ah ulan Deniz.
Nasıl bıraktın sen bu adamı?


Unfolding

How is one to live a moral and compassionate existence when one is fully aware of the blood, the horror inherent in life, when one finds darkness not only in one's culture but within oneself? If there is a stage at which an individual life becomes truly adult, it must be when one grasps the irony in its unfolding and accepts responsibility for a life lived in the midst of such paradox. One must live in the middle of contradiction, because if all contradiction were eliminated at once life would collapse. There are simply no answers to some of the great pressing questions. You continue to live them out, making your life a worthy expression of leaning into the light. 

Barry Lopez

Bilgi Mimarlık - 2012 Bahar Sergileri


Random

R-R-R-RANDOM
  • Beatles şarkısı söyleyip duruyorum, birazdan kafama kase tutup kesicem saçları.
  • Instagram fotoğrafçıları, Tumblr yazarları, Garage Band müzisyenleri... Sıçmışız lan biz.
  • I don't like "yumurta kapıya dayanınca" type of guys. Nice to meet you..
  • Köprüde 4 şeridin 13 şerit olması çok mantıklıymışçasına sıkışa sıkışa 18 tane yaratın siz, biz de 1 saat rötarlı evlerimze gidelim.
  • Sevgiliden ayrılınca karşı cinsiyet cumhuriyetinden gelen sözde arkadaşın birden sarıyorsa sıkıntı var. Baya şu 4 haneli follower sahiplerinin twiti gibi oldu; Gerzek gerzek tespitler. Ama patlayacaktı bi yerlerimde.
  • Son yılların (baya bi yılın hatta) en güzel maçını izlemek için bugünün Chelsea Barca maçının tekrarını izleyin. Everythingsomethinghappens.
  • Çok net insanlar olsun etrafımda artık. İki günlük insanlar için gevşemesinler. 23 yaşına geldim, hala götü kolluyoruz anasınısatiim.
  • Ankara'nın en büyük limanı neresi?

Atölye Yayın II

ATÖLYE YAYIN II

Bir çoğunuzun okulu bitmiş olabilir, hatta bizim sınıftakiler, sizin de bitti ama bizim Script dersimiz hala devam ediyor. Atölyemiz iyi merak etmeyin, hatta hiç olmadığı kadar temiz ve düzenli. Dahası fakültemiz baya bir şenlendi, heryer proje heryer cıvıl cıvıl. Gelenimiz gidenimiz çok.
Script'e gelince. Şu an interaktif bir -örüntü strüktürü diyelim- kuruyoruz. 2ye4 metrelik bir sistemden bahsediyoruz burada. Bizim yabancı olmadığımız yoğun ve ağır çalışma sürecine girdik, ve evet mutluyuz.
30 cmlik maketlerden birden bu kadar büyük, 1:1 ölçeğe geri dönmek çok keyifli. Üzerine bir de motor sistemleri takılınca, fotoresistanlar falan, amanda aman tadından yenmez.
Vaziyetimiz şudur: Pleksiler lazerde kesildi, matkap ile delinen aliminyum borulara vidalandı, ahşaplar delindi, boyandı. Tabii bu kadar kuru gitmez şimdi bu, işin tadı tuzunu anlatmak lazım.
Bugünün kahramanı Efe: Bugün ahşaplarımızı aldığımız kamyoncuya gidiciydi. Öyle ki kamyonun arkasında oturan Efe'ye kamyoncu indikten sonra yanına oturmadığından trip attı. Bu platonik aşk sayesinde indirim de aldık. Değerli yine bir iş bitirici olduğunu kanıtladı, üzerinden 5 litre su çıkmadan bırakmıyor çalışmayı, kada Ice Tea Limon. Tüm bu çalışmalardan sonra bir de Counter atıyor adam. Biz AgeOf takıldık. Ahmet bugün 10 dakika içinde bisikletle Tekzen'e yetiştiği için talebelikten çıkma hakkı kazandı.  Korti bi Facebook'tan oy kovaladı bi karpuz kesti sonra bidaha oy kovaladı. Görgün şu an bu yukarıda bahsettiğim adamların arasında uyuyor, hadi hepimiz onun için dua edelim. Bide Counter'da Görgün yine kes'ti. Şaşa dördüncü derece radyasyondan dolayı menapoza erken girdi. Doğacak çocuğunun kaç bacaklı olacak hesabını yapıyor. Ayşe Sultan yine cooluğunu bozmadı, hatta şuraya yazacak malzeme vermedi bana. Mediha bugün sevgilisi ile damacanayı keserken yakalandı. Ceren bugün otuziki kere hapşırdı, ama toplasan iki hapşırık etmez. Bide kolu o kadar titrekti ki, kıyamam. Yunus birinci sınıfların dolaplarını anahtarsız açtı, hakkımızı söke söke aldı. Yağız bugün bir şey kırmadı çok şükür. Matkap uçlarımız falan hepsi sağlıklı. Derya için bir tanım değil de hitap etmek istedim ona: çok komik.
Birde Mete hocamız var ki, saat gece birlere kadar bizimle çalışan, günün sözü o varsa başka kimseye kalmaz. ''Kaan yeni fotoğrafların var mı?''
Bu sefer benim için söylenecek sözleri kimseye veremiyorum, herkes uyudu. Atölyedeki 3. günümdeyim, bi ara spatula ile beni kazın da dünyaya döneyim.
Bu da tüm scriptçilere gelsin: yeah baby.

Başka bir atölye yayınında görüşmek üzere.

Babalar günü

Çocuklarına babalık yapan annelerin ve baba eksikliğini küçük kalbiyle bambaşka yerlerde arayan çocukların da günü kutlu olsun.

demiş Pucca.
Çok da güzel söylemiş.

Şarap İçelim

ŞARAP İÇELİM

4 gündür yatağımda uyuyamıyorum.
Yemek desen en son 2 gün önce yedim.
Ruhumu zaten satmıştım. Bedenim de gitmek istiyor artık.
Yatıyorum.. Bana ait son kan basıncı ile kolumu kaldırıp yaşama savaş açmak isterken titrek bir şekilde yine bedenimin yanına yığılıyor.
Eflatun renginde şaraplara sarılsam, olmayan kollarımla.
İçsem bir yudum, olmayan dudaklarımla.
Belki kendime gelirim.
Olmayan benliğime, olmayan bedenime.

Ruhum sizde kalsın, onunla başa çıkamıyorum zaten.
Bedenimi geri verin, en azından yaşıyor taklidi yaparım.

Atölye Yayın I

ATÖLYE YAYIN I

Salıyı çarşambaya bağlayan gecedeyiz, saat 04:03, YMVT için atölyedeyiz. Merhaba Cem Altun.
Planlar, kesitler, görünüşler Photoshop ve Rhino arasında uçuşuyor.
Mevsimin verdiği erikler enerji kaynağı.
Müzik ise her zamanki evrimlerden geçiyor. Hatta çok kısa o evrimi tanıtmak isterim:

1. Level: Müzikten anlıyorum.
Nouvelle Vouge, Oh Land, Feist gibi entel şeyler, arada Miles Davis, Paul Desmond gibi efsaneler, sonra Rachmaninoff Concerto'ları, Chopin Nocturne'leri...
2. Level: Hala yaşıyorum (gündeme tutunuyoruz; mimarlık öğrencisi olarak atölye dışı yer görmüyoruz)
Beyonce'ler, Serdar Ortaç'lar, Lady Gaga'lar, hatta bazen Justin Bieber'lar.  Radyoda, arabada, alışverişde ne çalıyorsa, ha işte o müziği oturup dinliyoruz.
3. Level: 90ların çocuklarıyız biz
90lar ve 2000lerde çalan pop şarkılar. Summer Jam, Mustafa Sandal, Mirkelam, Coco Jambo, Tarkan'ın en güzel albümü Aacayipsin ve bilimum mutlu mesut insanlar şarkılar.
4. Level: Adalet arayışı.
Şarkılarda arıyoruz, haykırıyoruz. Ahmet Kaya'ya tutunuyoruz, Zeki Müren'le ağlıyoruz, Tanju Okan ile kabulleniyoruz.

Ve her sabahlamada bu evrimi yaşıyoruz, sırası bazen değişse ve tekrarlansada hiç birini eksik etmiyoruz, her birini bebeğimiz gibi seviyoruz.

Neyse, atölyeye geri dönelim.
Yeşim şarkı isteğinde bulunup kulaklıla takılıyor. Elif son 10 dakikadır esneyip kafayı masaya koyup ekrana bakıp tekrar esneyip tekrar kafayı masaya koyuyor. Fitoz şaşırtıcı derecede mutlu gözüküyo, galiba çok erik yemiş. Gizem S. sanırım bayadır hareket etmedi, kıpırdadığında ayaklarının uyuştuğunu farkedecektir. Burcu saçlarını parmaklarını dolayıp saçını kokluyor, birileri banyo görmüş yakın zamanda, şanslı. Ahmet bacakları uzatmış, kesin Grasshopper takılıyor. Mazlum galiba yine radyo istasyonu dinliyor onun bi sevdiği program vardı Jackass tadında. Görgün'le Yağız ben geldiğimden beri hiç bi yere kıpırdamadılar, gerçi bi ara Age Of Empires oynamaya gittiler, ama o zaman diliminde sanırım ben kıpırdamıyordum. Değerli metal cetvel ile atölye imparatoru ilan etti kendini sanırsam. Kortuncan en son Zeki Müren dinliyordu, arada bir Facebook'a bakıyor görüyorum. Efe şu an Mazlum'u kitledi, kim bilir hangi dünyayı kurtarıyorlar şu an. Gizem Rhino ile savaş açtı, izdüşümü, üçgenler falan, birazdan kolumu ısırabilir, bide onunla beraber Teoman'ı kurtarmaya karar verdik. Diğer insanlar sanırım şu anda lab'da, onların şuanki konumunu bilmiyorum.
Ben mi? Orayı Gizem'e bırakıyorum, buyrun:
Günsel hatun çıplak ayakçıklarını altına toplamış etrafına bakınıyor, insanlar hakkında bişeyler yazıyor işte ne yapsın. Planlar çizmiş, yok kalınlıktı, bok püsürdü... Hatunun kafası rahat tabi. Dert bende keder bende. Bu varsa yoksa masallar anılar hikayeler piyesler...

Başka bir atölye yayınında görüşmek üzere.
(oğlum bunu baştan beri yapmalıydım şuana kadar 39827452352 anı toparladıydım. dönem sonunda da akıl etmem baya iyi oldu.)

Kocaman bir oda

KOCAMAN BİR ODA

Gökyüzüne uzanan beyaz duvarlar cennetin tüneli olduğuna eminim.
Beyaz güneş sanki burda doğuyor. İnce, uzun ve beyaz camlardan dışarıyı aydınlatıyor.
Gölge oyunları yok. Oyun yok. Tamamen gerçek. Tamamen beyaz.
Rüzgarın odanın ortasına getirdiği perdeler sanki hayatı kutluyorlar.
Beyaz bir hayatı.




Recorder: Woodkid - Iron

Woodkid - Iron

Kızın senin gibi olsun ister miydin?

Kızın senin gibi olsun ister miydin?


-diye sordu bana, evet demekten çekinmem gerekiyormuşçasına.
Evet, dedim. Çekinmedim. Çünkü gerek de yoktu.

Evet, çünkü 14 yaşımdan beri Taksim'e çıkıyorum. Gece hayatının kaçınılmaz sahnelerine tanık oldum: Karşımda eroin alındı, kokain çekildi, hap atıldı; ben teklif edilmesine bile izin vermedim. 
Evet çünkü etrafımdaki herkes her zaman sigara içti, elbette ben de içtim, ortam içicisiydim, bunu söylemekten utanmıyorum, ortama yenik düştüm, ama kendi vücuduma değil. Ayda 3-5 sigara içiyorum, içime çekmiyorum bile doğrudürüz. Hep böyle sigaraya başlanır diyorlar. Olay şu ki; 15 yaşımdan beri bunu diyorlar.
Evet çünkü genç yaşta araba sahibi oldum ve asla adrenalin veya statü kaygılı hareketlerde bulunmadım. Ne benim canımı ne de başkaların canını anlamsız oyunlara alet etmedim.
Evet çünkü etrafımdaki arkadaş sayısı düşük, düşük çünkü ben çok kızıyorum. Çünkü dürüstüm. Oturup dinleyip destek olmam, kızarım. Kızarım, çünkü sevdiğimin başına bişey gelmesine izin vermem. Boş bir kalabalık yerine, gözle sayılcak kadar, anlamlı insanlar olsun isterim hayatımda.
Evet çünkü kardeşime iyi bir arkadaş olamasamda 15 yaşımdan beri ihtiyacı olduğu otorite karakterini taşıyabiliyorum. Küçükken büyük oynamasını bildim.
Evet çünkü onu kaybettiğimde çok güçlüydüm, hiç taviz vermedim, bahane etmedim, devam ettim.
O hep varmışçasına.
Evet çünkü istediğim şey için çabalıyorum. Edebiyatı bıraktım, Mimarlığa geçtim. İyi bir mimar olmak içinde sonuna kadar çalışıyorum. Ne not kaygısı, ne başarılı öğrenci statüsü, tamamen kendim için çalışıyorum. Doğru bildiğimi yapıyorum.
Evet çünkü jenerasyon gereği herkes ailesinin cüzdanını kemirmeyi hoşgörürken ben 16 yaşımdan beri piyano dersi vererek kendi paramı kazanmayı, ve annemden olabildiğince yük kaldırmayı hedef bildim.
Evet çünkü dürüstüm dedim ya? En büyük dürüstlüğüm de anneme. Her şeyimi bilir, her şeyimi anlatırım. Her şey. Gizleyip saklamam, çünkü aslında o benim en iyi dostum.


Neden istemeyeyimki?
Ben de kızımın en iyi dostu olmak istiyorum. Ve tüm bu söylediklerimi o yaşadığında öğrenmek istiyorum. Arkadaşlarına, yabancı insanlara, bloguna yazdığında değil.
Siz her şeyi yeni öğreniyorsunuz, annem zaten biliyordu.

Evet bu eleştirel bir yazı. 
Sigara içiyorsan, abuk subuk araba kullanıyorsan, yaşadığın geçici ve önemsiz üzüntüleri bahane ediyorsan, okuduğun okulu, gittiğin işini sevmiyorsan, bilimum uyuşturucu kullanıyorsan, utanmadan yüksek meblağlarda alışveriş edip anne babası parası yiyorsan, annene sık sık yalan söylüyorsan... Evet bu yazı sana.
Bu soru karşısında olumlu cevap vermek için geç değil. Çünkü değişmek için hiç bir zaman geç değil.
Değiş.



R-R-R-RANDOM

R-R-R-RANDOM
  • 23 yaşıma geldim hala Simba'yı yakışıklı buluyorum. Movmiemax 2 yi açın beni yalnız bırakmayın.
  • Digiturkçüm neden Aslan Kral serisini ters sırayla gösteriyorsun. This is not Star Wars tatlım.
  • Annem kapıyı açıp "gel yorgun savaşçı" dedi. Yerim lan.
  • "Aussen hui, innen pfui!" dedi bana Cem Altun. Sevmeyeyim de napayım ben şimdi bu adamı?
  • Çirkin olupda sevişgen poz veren kızlar, it's like Doğan görünümlü Şahin. Does not make any difference. So cut it out tatlım.
  • ''You have to drive carefully Yusuf, otherwise Yusuf Yusuf.'' dedi erasmus Yusuf'a.
  • Yemekten sonra çay isteyip, telefonuna gelen mesajı okumak için gözlüğünü takan Canay Yavuz arkadaşımıza huzurevi parası topluyoruz. Haydi.
  • Oğlum bak göt! :/

Words Lost

Sometimes silence seemed to connect us in a way that words never could.

Birazcık saçlarımı özledim.

saçlarımı kısa kestirdim demişken;
birazcık saçlarımı özledim.

I love Justin Bieber, So What?

I LOVE JUSTIN BIEBER
SO WHAT?

Son dönemlerde insanlar sevdiği şeyler uğruna değil, sevmediği şeylere bok atmaya yönelik tek ses oluyorlar. Anti-popülerizm çok trend bir tutum oldu. 
Dünyada özellikle "çocukların" çok sevdiği bir şeyi taş*ak konusu haline getirmek bir olgunluk belirtisi değildir. Cümleyi basitleştirelim: çocuk seviyor diye, sen sevmemek zorunda değilsin. 
Çocuklar anlamaz düşüncesini benimsemek özellikle yaratıcı camianın intaharıdır. Hitap ettiği yaş grubundan şüphem yok, ama Disney'in filmlerinden biz de keyif almıyor muyuz? 
Bana biraz 13-14 yaşındaki bir ergen çocuğu hatırlatıyor tüm bu tavırlar: Tom&Jerry'i artık izlemez "ben büyüdüm, bunlar çocuk filmleri" der, kendini kanıtlamaya çalışır. 10 sene sonra aynı çocuk Tom&Jerry'i televizyonda görse, kaçırmamak için tuvaletini bile tutar.
Her neyse Bieber'a dönelim.
Bieber çok yetenekli tatlım. Adam her aleti müzik eğitimi almadan üst düzey çalıyor. Ayrıca yükselme sebebi birileri ona torpil geçmesinden değil, sebebi sosyal medya, yani biziz. 
"Şarkıları güzel değil ama" diyenlere ise, eyvallah derim, ama bu bok atmak için yeterli bir sebep değil. 
İşin özeti: bok atmayın işte lan, bacak kadar çocuk başarılı diye kıskanıyorsunuz, ezik misin lan sen, yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim. 


And I got kaynaks:
Justin Bieber - Drums
Jusin Bieber - Cry My A River


PS: Yazın bu yazdıklarımı hatırlayacaksınız, çünkü "Boyfriend" is coming bitches.

Aşkın Karanlık Metali

AŞKIN KARANLIK METALİ


Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme
Dokunmasın kimse bana
Kimse ulaşamasin artık tenimin incinen yerlerine…
Uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan
Zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum
Biliyorum artık kimse yok kimsesizliğime…

Biliyorum aşka kimse yok
Aşkın karanlık metali soğuyor yüreğimin derinliklerinde…
Aşklarım, arkadaşlarım, dostlarım
Dağılıp gitti herkes
İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde…

Murathan Mungan

Recorder: Matta - Release The Freq


Matta - Release The Freq

GERGİN

GERGİN

Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar gergin ve sinirli olduğumu hissetmedim.
Dokunsanız parmaklarını kırmak değil, parçalara ayırırım.
Şiddete karşı gözlerini diken ben, şu an duvarları indirmek istiyorum hepinizin üstüne.
Hiçde büyük bir sebep yok, aksine küçük sebepler.
Ama bir sürüler. Bir sürü.
Herkesten herşeyden vazgeçesim, İstanbul'dan basıp gidesim var.

Nefret ve kinden midem bulandı.
Sevmek istiyorum ben yeniden.

Yok olmak anıdır şimdi





YOK OLMAK ANIDIR ŞİMDİ 
Vazgeçtim.



 

Aysel Şenol

AYSEL ŞENOL

Ailenin direği annedir derler ya; yalan.
Ama Aysel Şenol öyleydi.
Hepimizin annesiydi.
Hepimizi kırmızı masaya toplayıp, bayramdan bayrama görüşen aile kavramından bizi kurtarırdı.
Sevdiklerine o kadar güzel sahip çıkardı ki, herkesin içtiği bardağından tutun, oturduğu sandalyesine kadar kişiye özeldi.
Ben hep yeşil yazılı bardaktan içerdim mesela.
Her bir şeyimizi saklar, biriktirir, biz o eve gittiğimizde kendimizi bulurduk.
Oturuşu, kalkışı, konuşması; tam bir İstanbul kadınıydı.
Çok sert ve prensiplidir, ama aslında bir o kadar duygusal.
Öyle ki masmavi gözleri dolunca, sanki tüm aile ağlıyordu.
En çok kitap okumayı severdi, 1 bilemedin 2 günde kesin bir kitap bitirirdi.
Sonra okuduklarını o kırmızı masada anlatırdı.
Biz sadece dinlerdik.

Ayşe Kulin'den bir alıntı yapmasam olmazdı Aysel'imize.

Gri kanatlı kuşlar, çığlık çığlığa martılar,
beyaz köpüklere değerek geçip gidiyorlardı,
tuzlu denize kanat vura vura.
Minareleri kurşunkalemler gibi
gökyüzüne uzanan camilerin avlularında itişip kakışıyordu.
Darıya üşüşen ak güvercinler.
Kulaklarımda bir ses…
Gözlerimin önünde tahtaları eskimiş panjurlarıyla cumbalı evler,
yaşlı çınarlar ve bir ceviz ağacı.

Koparmış ipini eski kayıklar gibi yüzer kışın sabaha karşı rüzgarda
tahta cumbalar ve bir sac mangalın küllerinde
uyanır uykudan büyük İstanbul’um.
İstanbul’da uyanmak istiyordum
.

Hoşçakal babaannem.

Uyuyamadım

UYUYAMADIM

Uyuyamadım...
Çünkü; Bir yer bulsam seni hatırlatmayan kan tarlası gelincik şafağında.

üç.

üç.
ç.



Havalar ısındı, benim tenim hala soğuk.
Montlar dolapların tepesine kaldırılırken, ben bugün beyaz atkımı çıkarttım.
3 gün önce sürdüğüm makyaj hala gözlerimde, dudaklarımda.
Peki ya 3 ay öncesi?
Gözlerimden aktı, dudaklarımdan döküldü, ellerimden kayıp gitti.
Bu sene kış uykusu açlıktan öldürebilir.
İç çektim.
Havalar ısındı, benim tenim hala soğuk.



g.

Rabbit Hole

THE RABBIT HOLE

Question; how does a girl who falls - no actually jumps eyes wide open - down a rabbit hole, plummeting into chaos come out unchanged?

Answer; she doesn't.

saclarımımkısaulan

saçlarımkısaulan.

kim.

.






kim.







.





Plaquetweezer: Kül

PLAQUETWEEZER: KÜL
Artık Güçler Dengede! Ankara ODTU'den başlayan 6 senelik macera sonunda meyvesini verdi, ve şahsen beklediğim Kül'ün albümü "Artık Güçler Dengede" çıktı. Arın'ı (vokal) çok öncesinden tanırım, bugün raflarda bulabileceğiniz albümün şarkılarına çok öncesinden eşlik ettim ve bunca sene geçmesine rağmen hala favori playlistemde yer alıyor, yürürken adımlarıma eşlik ediyor, veya ben ediyorum. Yeni kayıtları ile beraber listemin en üstünüde kaptı, ve sanırım daha fazla yürüyüşe çıkacağım artık.
Kül'e alternatif rock grubu etiketini takmak istemiyorum, çünkü piyasada bildiğimiz rock gruplarına kesinlikle benzemiyor. Ama Dredg veya Pearl Jam gibi grupları seven insanları hitap edebilceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Kül'ün, sound'u olsun, sözleri olsun, ritimleri, melodileri ve susları -özellikle susları çok yerinde kullanıyorlar-, ve bazen enstrumentale kaymaları, her zaman beni çok etkilemişti. Albüm ile beraberinde gelen resimler, websiteleri, konserde dağıtılan görseller ve onların anlamları ile bir hayli şaşırttı beni.
Hem politik/sosyoloji/psikanaliz/antropoloji açıdan, hemde genel olarak insanlara ve hatta insanın kendisine olan duyguları ve öfkeyi o kadar güzel dile getiriyor ki, düşündüren müzik olmayı başarıyor, dolaysıyla benimsemeye çok müsait bir grup haline geliyor. Bu noktada alıntı yapmak istiyorum:
"Kül'ün asli amacı, zihin/ticaret/pazar/sanat denkleminde sağlamayı çalıştıkları dengeyi yetirmeden, hedeflerine doğru kısa kestirme yollardan değil, taşlı ve çukurlu yollardan ilerlemekti." Kül'ün, sahne performansını anlatmayacağım, mesela ki Rock'n Coke 2011 de kendiniz görmenizi ve keyifli yürüyüşler diliyorum.

Dinlemek için: Kül

Couler De L'Encre

Solidarités International et BDDP Unlimited veulent faire couler de l'encre.

Seninle...

SENINLE...

...evde su savaşı yapmayı, tost makinasında sucuk kızartmayı, Tsubasa'yı masanın altında sevmeyi, sahilin dibinde otururken hala sahile inmeyecek kadar evcimen olmayı, şu evcimen halimizle Avrupa'yı gezmeyi, venüs bitkileri büyütememeyip kaktüslerde başarılı olmayı, ebay'den tüm gameboy türlerini alıp 2 gün non-stop pokemon oynamayı, sana alçı bana maket yapmayı, kaybolmayı, filmlerin önce sonunu sonra moviemax 2 de başını izlemeyi, Ankara'yı uzaylı gibi gezmeyi, itina ile perde alamayışımızı, Dayı'nın "he"lerine kitlenmeyi, çorap için kavga etmeyi, mimikler yakalamayı, Cadde'de elele yürümeyi, dünyanın en saçma şeyini şiddetli kavga ederken farkedip gülmeyi, her aldığımız tuzluğu kırıp biberlikleri biriktirmeyi, hep bir yerlere yetişmeyi, ev boyamayı, şarkı söylemeyi veya söyleyememeyi, anestezi yemeyi, evcilik oyunu izlerken bile eğlenmeyi, yol arkadaşı olmayı, hep ayın 10unu kaçırmayı, en sade haliyle: gezmeyi, özellikle flipfloplarla gezmeyi, ölümüne yemek yemeyi, hayal kurup gerçekleştirmeyi, birbirinden saçma cümlelere anlam vermeyi, her Bauhaus'da gidişimizde balsa ile Star Wars'culuk oynamayı, ev içinde sürekli oyun halinde olmayı, olmayı... Evet seninle olmayı seviyorum.

Seninleyim.
Benimle kal.

10.01.10

.

.
Doğumgünün kutlu olsun baba.

Copy-Paste

COPY-PASTE

kibritçi kız:

ben de sırf adı havalı die
kibritçi kız:
strüktür dersi aldm mesela

Suddenly Observed Socks

S.O.S. SUDDENLY OBSERVED SOCKS

Şu an tuvalette sevgilim tarafından esir edildim. Sabun ile tehtit ediliyorum. Dışarıdan garip sesler geliyor. Tekrar ediyorum; Şu an tuvallette sevgilim tarafından esir edildim. Sanırım bana süprizler hazırlıyor.
Çünkü bugün benim en güzel doğumgünüm. 8989

Geldi Gitmesin

GELDI GITMESIN

Kış aylarından birtanesi, Alyap'ta komşuluk kavramı aileye dönen zaman. Selin ve en yakın arkadaşı Pelin palyaço rollerini üstlenmiş, ben ve komşu kızı eşantiyon olmuşuz. Justin Timberlake'in ilk hiti "Like I Love You" dönüyordu sürekli MTV'de. Alyap karlar altında, havuz buzlanmış, parkta her an bir yerden Sid çıkacakmış gibi gözüküyordu. Annemin "Şule'nin kurabiyeleri" diye tanılan kurabiyelerinin (evet pek bir kreatif) kokusu bütün evde.
Bunların hepsi bizi Grinch izlemeye sürükledi. Hani şu Jim Carrey'nin oynadığı. "Hass, hass, hass, hass, hass, hass" almanca izlemek şart anlam yükliyebilmek için.
Schuh des Manitu izledik birde, babamın en sevdiği filmlerinden biridir oda. Winnitouch kahramınımız oldu. 10 kere izlemişizdir, ve her defasında daha fazla eğleniyorduk.
Genellikle öyleyiz biz onunla. İzledikçe, dinledikçe, okudukça vs. her defasında daha fazla zevk alıyorduk.
İtalyanca öğrenmek istedik, öğrendik.., e unuttuk.
Sonra bi bakmışım, komşu kızı olmuş ailem.
Teşekkür ederim İmre Cebeci.

Plaquetweezer: Bobby McFerrin

PLAQUETWEEZER: BOBBY MCFERRIN



Bobby McFerrin'in patlaması 1988 yılında "Don't Worry, Be Happy" şarkısının "Grammy of the best song"u kazanmasıyla oldu ve bugüne kadar hala ismini kendi alanında en yükseklerde tutmayı beceren nadir müzisyenlerden. Jazz tınıları taşıyan, A Capella vokali McFerrin, kazandığı Grammy'i diğer 9 Grammy ödüllerinin yanına koydu ve sanırsamki hala yenileri için yer açmakta.

"Don't Worry, Be Happy"den sonra "The Cosby Show" ve "Pink Panther" ile kariyerinin doruk noktasına ulaşmış oldu. Miles Davis ve Joh Coltrane gibi adamların bestelerini A Capellaya çeviren bu adam, Amerika'da farklı eyaletlerde kendi isteyi ile devlet okullarında boş zamanında ders vermekte. 20 milyon albümü satılan ve doğaçlama performansları üstdüzeyde (!) tatmin edici olan jazzcı, Yo-Yo Ma, Chick Corea, the Vienna Philharmonic, ve Herbie Hancock gibi isimlerle çalıştı.  
Ya da şöyle diyeyim: Don't Worry, Be Happy, canlarım !

Yoldaş

Yoldaş, veriyorum elimi sana!
Paradan kıymetli aşkımı veriyorum,
Tanrıdan ya da yasadan önce veriyorum kendimi sana,
Ya sen kendini verecek misin? Çıkacak mısın benimle yola?
Nefes alıp verdikce hiç ayrılmasak mı yoksa?
...

(Walt Whitman)


Avrupa, çayın altını yak; Biz geliyoruz!

Blogum

Ben hiç bilmezdim blogumu böyle.
Bu blog Mac'ten çok daha güzel gözüküyor. Ondan.

10u

10U

Bugün kaçı?
Onu.
Onu mu?
Onu.
Onu mu?!
E onu?!
E a onu?!

Son Bir Keşke.

SON BİR KEŞKE

Büyümüşüm, kirlenmişim de çok. Sokakta hayata yeni gözlerini açmış bir bebek gördüğüm zaman "ne güzel bembeyaz bir sayfa ile başlıyor hayata" diye özeniyorum adeta.
Cüzdanım, telefonum, anahtarım ve geçmişim olmadan çıkmazken sokaklara, geçmişim ile kordonumu kestim ben bir kaç ay önce. Çok zor olduğunu düşündüğüm bu ayrılık, o kadar kolaydı ki. Bir kaç migros poşeti ve sıcak bir duş yeterliymiş.
Hayatımın baharı için gereken bahar temizliği ile başlamak istedim.
Küçük bir sorun vardı, adı Çirkin.
Pişmanlıkların ve keşkelerin üzerine kapattığım kapı titremeye başladı, saçılacak sanki solmuş pembe evime.
"Buna izin verme" demek isterken, "yapma artık" dediğim için üzgün olmanın yanında bir de öfkeliyim.
Son bir keşke atmam gerekiyor o kapı arkasına; keşke kapı zincirlense, soluk pembe yine açsa, mimoza çiçeğinin kış gününde açtığı ve baharı getirdiği gibi. Keşke Çirkin olmasa.

Sevgili Anestezi

ANESTEZİ BENİMLE DANS EDER MİSİN?

Duydum ki, çok iyi niyetli biriymişsin, bende tanışayım hemen seninle dedim.
"Götür beni gittiğin yere" ile günümüze başladıydık dün zaten, sen buyurmasan olmazdı.
İsmin hoş küçük bir rus kadınını çağrıştırıyor, bende Vodka'yı az çok severim, anlaşıcağımızı düşünüyorum.
Müzik zevkini bilmem, ama elbet buluşacağımız noktalar vardır.
Sen seç, ben damar yollarını açıp geliyorum.
Ve tekrar soruyorum; Anestezi benimle dans eder misin?

Geldi Gitmesin.

GELDI GITMESIN

Ben henüz annemin karnındayken, babam o kocaman meşhur kulaklığını annemin karnına dayayarak plaklarından müzik dinletirmiş bana. Annemi ve beni konserlere götürürmüş, ve bana fısıldarmış.
Viyana'da minicik bir stüdyo dairemiz vardı. Yatak odası salon ile birleşikti, bir perde vardı arada sadece. Ama bu yaşam standartlarını yok sayıyormuşçasına zamanının en iyi müzik sistemini eksik etmezdi evden. Hiç bir zaman etmedi. Orada ilk adımlarımı atarken de eşlik ediyordu beni plakların cızırtıları.
Müzik ile büyüttü beni babam.
Özellikle Miles Davis, Paul Desmond, Gato Barbieri gibi adamları çok severdi.
Winampın henüz yeni keşfedildiği yıllarda, ben onun sevdiği şarkıların önüne "Z" harfi koyardım listenin en sonuna düşsün diye. Ağır gelirdi bana caz o yaşlarda.
Şimdi ise beni hafifletiyor. Sanırım bu sefer ağır olan benim.
Cat Stevens'ın "Father and Son" şarkısını ezbere söylerdi yüzüme baka baka, hiç sesli söylenmedi ama ben "bizim şarkımız" olarak benimsedim o zamandan bu zamana.
O şarkıyı söylerken bir oğlana olacak özlemi ona tattırmadım asla, "bir oğlum olsa senin kadar erkek olamazdı zaten" derdi.
Futbol ile büyüttü beni babam.
Lokalde izlerdik maçları. Orada oturan herkesin karakteristik özelliklerini dökmüştük sözlere. Bir adam Lucescu'ya çok benzetirdik, bir diğer adamı ise acaip Fenerliydi ve her gördüğümüzde Denizli maçından kalma bir alışkanlık "Horozlar Fener'i iki kere tak tak" hareketini yapardık arkasından.
Elbette Beşiktaş'ımız da bizim bu kişilik analizlere maruz kaldı.
İbrahim Üzülmez amcamın köpeği Cesur'a benzetirdik, Pancu ile Zago'yu pek bi efendi bulurduk, İlhan Mansız ile Tümer'in azimi hoşumuza giderdi, Kaan Dobra'nın bir gün 40 metreden attığı golü hiç unutamadık, Cordoba'yı mülaim bulurduk, Ahmed Hassan ise saf mısır prensi. Birde Papila'ya olan öfkemiz büyüktü.
3 büyüğün 2 sezon boyunca toplam 9 maç kaçırdık, 1 tanesi Beşiktaş'ın olmak üzere.
Babam eve çıkarken o tezhuratı söylemeyi eksik etmezdi "Beşiktaşım benim, biricik sevgilim, söyle senden başka kimim var benim".
Babamın gerçekten sevgilisi gibiydi Beşiktaş, bilgisayarda oynadığı Age Of Empires ve FreeCell'lerin sonundaki zaferi hep Beşiktaş'ın şampiyonluğu ile bir tutuyordu.
Sözde inançsız ama, ne şekilde oturduğu, ne giydiğine bile bağlardı maçın sonuçlarını.
Age Of Empires oynardı evet. Orada rahiplerin çıkardığı sesin taklidini yapmama çok gülerdi. Ben de oynadım, hem de çok. Şifreli, şifresiz. Age Of Kings'in Jean D'Arc Campaignini özellikle bir çok kere çiğnedim. Tarihe olan merakımı ve bağlılığımı da burdan uyandırdı bu adam.
Üstüne birde gençliğinde komunist duruşunu ve altında yatan tarihi kaynağını az çok tattırınca iyiyce heyecanlandırdı beni. Dünün bugüne olan etkisini anlatırken kulak misafiri olmama izin verdi. Soru işaretleri ile bıraktı beni. "Üniversitede kal" derdi bana hep, çünkü araştırmacı ruhu çok severdi. Şimdi bu soru işaretlerin kulağından çekmek bana düşer.
Çok güzel büyüttü beni be bu adam.

Recorder: İdil Üner - Güneşim

Sonsuz yansın yüreğinde hayata doysun.
İdil Üner - Güneşim

Arkasında Bıraktıkları

ARKASINDA BIRAKTIKLARI

Anne kendisini sorgular, yaptıkları veya yapamadıklarını, evet en çok o soru sorar, ama aslında en suçsuzudur, ve hatta şu zamana kadar tutan tek sebeptir.
Baba sorgulamaz, donuk donuk bakar. Sadece bakar.
Kardeş hayatı boyunca öfke ile hüzünü aynı anda yaşamayı öğrenir, başkaların kardeşliklerini kıskanır, yalnız hisseder.
En yakın arkadaş, keşkelerle boğuşur, "keşke o gün şuraya gitseydik, keşke arasaydım, keşke yanında olsaydım" der, ama bir kaç kadeh içkiden sonra yeni arkadaş bulur kendine.
Sevgilin, eşin, kendisini sorgular, yaptıkları ve yapmadıklarını, sonra sorgulamaz, donuk donuk bakar, öfke ile hüzünü aynı anda yaşamayı öğrenir, yalnız olur, sonra keşkelerle boğuşup bir kaç kadeh içkiden sonra yeni bir sevgili, yeni bir eş bulur kendine.

Şerefe.

003

003

s.




Yine çok geliyorsun aklıma. Ya bir gözyaşı boyuyorsun yanaklarıma, ya çok küçük bir tebessüm çiziyorsun dudak kenarlarıma. İkisinin de tadı çok güzel.
Yine çok geliyorsun aklıma. Bazen her an kapıdan girebilcek kadar gerçeksin, bazen seni hiç tanımamış kadar yabancı.
Aynaya bakıyorum günde bir çok kez saçım oturmuş, makyajım akmış, suratımda senden bir parça bulurum diye. Annem beni sana benzetiyor ondan, ve annem hep doğrusunu bilir.
Kardeşimi de sana benzetiyor, belki bu yüzden korkuyorum gözlerine bakmaya, yolumu kaybedeceğim yeşil bahçelerde, kar yağmış, buz tutmuş denizlerde boğulacağım diye.
Yine çok geliyorsun aklıma.
Daha fazla uğra.



s.

R-R-R-Random

R-R-R-RANDOM
  • "Keşke gülerken tükürmeseydin buraya" dedi bey.
  • High School Musical izleyecek hale getirdin beni ya. Yakında barbielerimi çıkartıp öpüştürürüm de ben şimdi. Eyvah.
  • Tiziano Ferro'ya ne oldu acaba? Ezikti zaten, boşver.
  • Eskiden sigara ambalajı kaplama sakızları vardı. Oha çok acımasız bir çocukluğumuz varmış.
  • Adem ile Havva yerine, Whoopi Goldberg ile Morgan Freeman olaydı, dünya çok farklı olurdu. Renklerden bahsetmiyorum Co, daha derin mevzular.
  • Youtube'dan karaoke yaparken mikrofon rolünü üstlenmiş iPhone dişime çarptı. Bende sesimle daha ne kadar zalim olabilirim diye düşünüyordum.
  • "Dünyanın en zor kedi ismini en gerizekalı kediye koymuşsun." dedi bey. E haklı.
  • Hayatımda ilk defa "lol" yazdım, şartlar gereği. Bide geçen ilk defa "çapkın" dedim. Bide "vote me".
  • "Jöle devri çocuklarıyız biz" tamamda o devir kapandı. Makina soğudu. Yeni jenerasyonun önünü kapatmayalım. Lütfen arkaya doğru ilerleyelim.

Futbol Is Love

LOVE IS FOOTBALL

NBA ve PES'in grafiklerini kovalayım derken, dikkat edilen detaylara takıldı gözüm.
Yandaki seyircileri geçtim, fotoğrafçılar, yeri temizleyenler, dansçılar, maskotlar, pota etrafındaki kablolar, yere olan yansıma ve bilimum detaylar. Oradan ise beyin fırtınası beni başka yere savurdu.
Bir futbol izleyicisi olarak, basketbola olan ilgimin neden bu kadar az olduğunu her zaman sorgulamışımdır. 63-42 gibi skorların var olduğu, bu durumda da her iki tarafın da sürekli sevinme potansyelini taşıyan bir maçı ben elimin tersiyle neden itiyorum?
Futbol da ise bir tane gol bile atılmayan bir çok maç örneği var, gel görki o 90 dakikadan çok daha fazla zevk alıyorum.
Tekrar gözüm oyundaki kaçırılmayan detaylara kaydı, ve bir kaç irite edici bulduğum noktayı saptadım.
İki metre boyunda adamların o sahayı 4 saniyede bir ucundan bir ucuna koşarken, bizimkiler ter içinde kalıyor, forvetten defansa yetişmek için.
Daha dün adam öldürmüş gibi gözüken adamların etrafında ayı kostümü giymiş bir maskotun dans etmesi bir ayrı trajikomik.
Bir yanda MTV'deki R&B klibinden fırlama adamlar, bir yanda ise bizim sokakta görebiliceğimiz mülaim adamlar, mesela İbrahim Üzülmez.
O adamdan bir basket forması geçirsen, muhtemelen olduğu gibi yere süzülür zaten.
Bir de sürekli arkada çalan lunapark müzikleri yok mu baskette. Neden varlar ki?

Ya netice şu: Çok fazla çelişki yakaladım, ve kesinlikle silemiyorum.
Çelişkiler güzeldir; edebiyatta, sanatta, fotoğrafta, müzikte.
Ama spora gelince, düz bir insanım sanırım.
+1 uzattım. Diğer yarıda görüşürüz.

iki.

iki.

ç.




Bahar geldi diyorlar.
Ağaçlar en güzel elbiselerini çıkartmışlar, sokaklarda geziyorlar.
Çiçekler en güzel parfümlerini sıkmışlar, rüzgarla dans ediyorlar.
Çocuklar bisikletlerini tinerle parlatmış, uçuyorlar. Evet, çocuklar uçabiliyor.
Yerden kesiliyor ayakları.
Bahar geldi diyorlar.
Benim baharım Ocak ayında başladı bu sene.
En güzel elbiselerimi çıkartıp, evimizde dolaşıyorum.
En güzel parfümlerimi sıkıp, seninle dans ediyorum.
Ve uçuyorum. Evet, ben de uçabiliyorum.
Yerden kesiliyor ayaklarım.
Bahar geldi diyorlar.
Evet geldi, ve birdaha gitmeyecek.



g.

Aslında

ASLINDA

Mojito değil Rakı içeriz.
Barbaque değil Mangal yaparız.
Noir Desir ile değil Ahmet Kaya ile ağlarız.
"Luv yu darling" değil "Seni Seviyorum" deriz.
Edgar Allan Poe değil de Nazım Hikmet ile varız.

Saza niye gitmeyiz?

Jimi Hendrix solosuna değil de Zülfü Livaneli solosuna coşarız.
Phill Collins'e değil Tanju Okan'a kadeh kaldırırız.
Karanlıktan Önce'yi değil, Gülün Bittiği Yerde'yi izlerken sigara yakarız.

Aslında millet sevgisi ile saldırmaz, insan sevgisi ile sarılırız.
Vosvosu sever, "Devrim"e kıyamayız.

Çoğumuz yanlış zamanda yaşarız.

Yalan içinde yüzmektense, gerçeğe dokunur yanarız.
Olsun..

Bazılarımız planlı, bazılarımız hamlesiz.
Korunmasızız.

Kulağımız kirişte ölümü özleriz yaşamak isterken delice.

Fikri zikrine denk olmayan ülkede köşeye sıkışır nefes alamayz.

Gene de dik durur umutsuzluğa kapılmayız.
Geçmişin birazından utanır ama isimsiz korkuları yüreğimize katmayız.

Aslında..
Bir kahdeh, bir cigara dalıp gidene..

Aslında üşüyoruz.
Kapama gözlerini.

Eyvallah.

İmre Cebeci

bir.

bir.

ç.




Sen zaman ile geçmişini kapatıyorken, ben geçmişime sığınarak zamanın üzerini örttüm.
Birbiri ile alakası olmayan, olmaması gereken kavramları taşınırken sona kalan, o üzerine etiket yazamayacak kadar karışık olan koliye attık.
Kötü haber; ikimiz de yanılmışız. İyi haber; iyiki yanılmışız.
Biz duygularımızla el kızartmaca oynarken, ellerimiz titreyecek duruma gelecek kadar bir sevginin var olduğunu hatırladık.
Mimozaçiçeğinin kokusu kış olmasına rağmen (!) burnumuzu okşuyordu.
Bir yanımız mavi yosun, bir yanımız bahar bahçe.
Cevap alacakmışçasına soruyoruz boşluğa "neden böyle" diye.
Oysaki tekrar ve tekrar sıcak sudan yankılanan şarkıyı hatırlamamız yeterliydi;
Sebep yok, biliyorum, olması da imkansız.



g.

Deal.

Okay, brain. You don't like me, and I don't like you, but let's get through this thing and then I can continue killing you with beer.

H. Simpson

R-r-r-random

R-R-R-RANDOM

  • Chopin'in kankası olmak isterdim. En azından bir tane Nocturne'ünü hacılardım mesela.
  • Ben bu aile ilişkilerini çözemiyorum, enişte, baldız, görümce, bacanak, kayınço, elti. Kablolar koptu.
  • Adamın kaşlarından düşen gölge yüzünden güneş gözlüğü taktığını düşündüm; takmamış.
  • Pandora'dan sonra buralar çok sıkıcı. Burda bi yürüyen merdivenimiz var, o kadar. Eywa sizi inandırsın, hayata küstüm.
  • Debriyaj ile gaz arasındaki ilişki beni çok özendiriyor, ne yalan söyleyeyim.
  • Geometrik saçlar yasaklanmalı.
  • Facebook bozuntusu "people you may know" diye tanımadığım insanları gözüme soka soka tanır hale geldim. Ne yapsamki şimdi ben? Çok şaşkınım.
  • Sultanbeyli diye bir yer varmış, olmasa da olurmuş ama mesela.
  • Şu yabancılara ilk olarak küfür öğreten zihniyet nerede baş kaldırdı?
  • Arabaya taksi ile gitmek. Hep bu Hollywood. Sarjı amcanın selamı var. Bye.

2010

ikibinon

Güldük eğlendik bir yılın daha sonua geldik.
Bir dahaki yıla görüşmek üzere.
Hoşçakalın.

Copy-Paste

COPY-PASTE

Utku Terzioglu:

çay var,içersen?
gunselsenol:
gider
Utku Terzioglu:
ben içiyorum
sende içmiş kadar olursun artık
gunselsenol:
empati 3000 sistemi dimi
Utku Terzioglu:
o değil bi' yılmaz morgül vardı ya noldu ona?
gunselsenol:
en son klibinde binanın tepesinden atlıyordu, belki ölmüştür
Utku Terzioglu:
yok ölse hissederdim
empati 3000
gunselsenol:
ne diye soruyorsun o zaman çelişkimisin?

Recorder: Kode 9 & Spaceape - 9 Samurai

And a stone will be thrown at the churches.
Kode 9 & Spaceape - 9 Samurai

Kill yourself or get over it...

KILL YOURSELF OR GET OVER IT

Bir film hangi karakter tarafından anlatılırsa, o karaktere empati kurma olasılığımız yüksektir.
Ya monologlarını, ya geçmişini, ya da kameranın odaklandığı ifadelerinden tanıyoruzdur onu.
Bir yönetmenin oluşturmak istediği duyguları beslemeye başlıyoruz empati adı atlında, ve bi bakıyoruz ki bir katilin, bir hırsızın, bir teröristin arkasını kollar olmuşuz.

Bir suikast araba ile şehrin yarısını altüst eder, tabanca ile trene binip bir sürü insanın canını tehlikeye sokar, ve hatta indirekt bir şekilde öldürmüş olur (bkz. Wanted).
Olsun. O iyidir, masumdur. Çünkü biz onu "tanıyoruz" ve o "aslında" öyle biri değil.

Ama o suikastçıyı kovalayan bir polisin hikayesini de elbet izledik, ve o sırada kimin arkasındaydık sorusu retorik.

Sokaklarda bir sürü yönetmen dolaşıyor, dikkat edin.
Her filmin bir perde arkası vardır, en az ilgi gören de onlardır, çünkü gerçektir.


Life is unfair. Kill yourself or get over it.

May I Take Your Order?

New Kids On The Mix

NEW KIDS ON THE MIX

Dün Connect'e yapılan, yeni djlerin kendilerini ifade etme imkanı sunduğu "New Kids On The Mix" adı altında olan yarışmaya katılan bazı djleri izleme şansım oldu.
Son yıllarda electronic müziğin kitlesi Istanbul'da çok büyüdü. Bang, Burax, Beyza, Ari, Style-ist, Noize, 7-Erhan ve eminim daha saymayı unuttuklarım vardır; onlar özellikle Istanbul'u bu kıvama getiren isimler, giriş biletimizi ayarlayan öncüler. Electronic kendi altında büyük bir yelpazeye sahip olduğundan dolayı, bu piyasaya yeni atılan insanların zaten bu insanların var ettikleri ve sürdükleri tarzın peşinden gitmesi bir dinleyici olarak tercihim değildir.

Hepimiz yukarıda saydığım isimleri dinledik, gördük, ve hepimiz farkındayız ki onlar yeri kapılmayacak bir statüye sahipler. Bu yüzden "new kids" dediğimiz yeni djlerin aynı tarzdan ilerlememeleri, onun yerine ayrı bir kategoriye sapmaları benim tercihimdir.
Şahsen bu isimleri dinlemek varken, kalkıp "yeni gelen"e gitmem.
Farklı kategoriler olarak varsaydığım ve benim şahsen en sevdiklerimden biri olan "dubstep" kategorisi Pixie, Nayah ve Dogzstar gibi mekanlarda bir kaç aydır ilgi görmekte, ama maalesefki bir çok konsere gitmeme rağmen "çok iyimiş" diyebiliceğim o küçük kitleden sayabiliceğim isimler 1 en fazla 2 tanedir.

Dün Connect'e sadece müziği ile değil aynı zamanda sahnesi ile, ilk sahnesi olmasına rağmen gerçekten şahsi adıma "dubstep" dinleyicisi olarak şaşırtan Evon9ne yeni bir "tat" getirdi ve bir "new kid" olarak görevini tamamlamış olduğunu söylemeliyim.
Ve o "küçük kitlenin" öncüsü olabilecek potansyele sahip olduğunu düşünüyorum.

Eminim daha farklı tarzlar mevcuttur, bunu bilmek ve görmek adına takip edeceğim perşembe günleri Connect'i, ve umarım seçilen "new kid" bir "new wave" getirir.

Let the music win.

.

O mahur beste çalar,
Müjgan'la ben ağlaşırız.
1212.2323



002

002

s.




Aralık ayı kapıda, sen de öyle.
Ağaçların çıplaklığı gittikçe ortaya çıkıyor.
Bu yüzden ayaklarıma ve ellerime sık sık bakıyorum.
Şehir beyaz namus örtüsünü üzerine çektiğinde, onları göremeyeceğim.
Eldivenlerimi giyiyip, kardanadam yapacağım senin boyunda.
Sarılacağım boynundan. Sonra bir daha sarılacağım.
Sonbahar da toparlıyor bavulunu.
Güneş vedalaşıyordu benim adıma tüm gece nöbetçileriyle.
Şimdi o panjuruma vurmazken mi geldi aklım başıma?
Oysa ki kışın çok soğuk oluyor, üşüyorum.
Bir de üzerine senin soğuk tenine sarılacağım.
Aralık ayı kapıda, peki sen neden yoksun?



s.

Çünkü.

Bis das, si cito das.
yegu gururla sunar.

Plaquetweezer: Daft Punk

PLAQUETWEEZER: DAFT PUNK


"Onların suratlarını bir türlü görmedik" dediğimiz zaman belkide akıllara ilk gelen isimlerden biri Daft Punk'dır. Bir çok kişinin bilmediği şey ise Fransa'dan geldikleri ve iki kişiden oluşan bu grubunun üyelerinden bir tanesi olan Thomas Bangalter, Stardust grubuna şarkı yazdığı, diğer üyesi Guy-Manuel de Homem-Christo, Le Knight Club grubunun kurucusu olduğu.

Ama yinede bu bilgiler müziklerini yansıttıklarını söyliyemicem. Elektronic'in içinde bulduğumuz Daft Punk, özellikle görsel açıdan baya ün kazandı. Konser performansları yıllarca ağızlardan düşmüyor (İstanbul Kuruçeşme konseri görsel açıdan izlediğim en iyi konserdi). Kafalarından eksik etmedikleri "ışıklı kasklar" ve bütün vücudu kaplayan (elleri bile göstermeyen) kiyafetleri artık bir ikon haline gelmiş durumda. 1993 den bu yana devam eden ve dur durak bilmeyen bu grubun belkide bu bitmeyen enerjisini daha derinden tatmak lazım. Özellikle konserleri tavsiye edilesi.

R-r-r-random.

R-R-R-RANDOM
  • Sonbahar insanıymışım ben meğer. Hep öyleydim gerçi. Updated sonbahar insanıymışım o zaman. İnansıyım. Am I a "insan"? Yes, technically yes.
  • İstanbul Üniversitesi'nin kütüphanesi de pek bir keyfliymiş mesela. Kendi kokusu falan var, çok sevimli.
  • Sokakta tek bir tane yaprak uçsun, o da kocaman olsun, sonra gelsin suratıma çarpsın. Tabiiki. Yani. Nedirki benle alıp veremediğin Murphy?
  • Bu arada artık Facebook'tan insanların doğumgününü kutlamaktan sıkıldım galiba, üşendim. Sori.
  • Ğ sanat için soyundu. G oldu. Böyle bir şey işte can sıkıntısı. Dimi Tufan?
  • Bazen komiğim ben çünkü.
  • Accentus acutus, accentus gravis, accentus circumflexus, hayatımı zorlaştırıyorsunus. "S" ile bitirdim, çok komiğim ben. Beynim eridi ya.
  • "Hayat" ile başlayan cümleler beni geriyor, birde yalnız kullanıp ardından iç çekenler var. Var olmasalar keşke mesela. Neyse, "hayat"...
  • Çünkü artık kişisel bir kedim var.
  • Hala uyanığım bide. Sebepsizcene falan.

Forgive me.

"When I was a kid I used to pray every night for a new bicycle. Then I realised that the Lord doesn't work that way so I stole one and asked Him to forgive me."

E. Philips

Kill yourself or get over it...

KILL YOURSELF OR GET OVER IT


Deli dananın ve kuş gribinin ziyaretinden sonra, misafirperverliğimizden pek bir memnun kalan virüs aile üyelerinden olan domuz gribi buyurdu Istanbul kapısına.
Ev hediyesi olarakta maske getirmişler, ne de zahmet etmişler.
Basın ve tıbbın kollarına girmiş geziyorlar sokaklarda. Biraz daha legal terör ve elbette maaş zammı.
Türkçe metinler arasında ingilizce kelime kullanmaktan pek hoşlanmasamda, daha güzel ifade edebilecek bir kelime bulamadım, affedin; It's fuckin' overrated.
"Penelope" filmini izlemeyenlere, tam yeri tam zamanı diyorum bir popup penceresi gibi.

"Elinizin içine hapşırmayın, insanlarla öpüşmeyin, gerekmediği sürece etrafa çok dokunmayın ve dışarı çıkmayın. Birde pürel bulundurmayı unutmayın çantanızda, daha tatlı kokulusunu tercih ediyorsanız pembe jel tavsiye edilir. Aşı olun. Toplu gelirseniz indirim yapıyoruz."

Grip ticareti çıkmış, yeni, ister misiniz?


Life is unfair. Kill yourself or get over it.



Güle güle kullanalım.

GÜLE GÜLE KULLANALIM


Herkese hayırlı olsun, sonunda benim de birtane PS2'im oldu.
Retro akımı ağızlara düşmüşken, bahane olarak kullanabilirim.
O değil de "retro" bitsene artık. Sıktın. Bye.
Her neyse; herkese hayırlı olsun, sonunda benimde bir tane PS'im oldu diyordum;
Yanında
Tekken 5, Pes2010, Def Jam, Indigo Prophecy, God of War, GTA: Vice City & Libertiy City Stories, Burnout: Revenge, Tomb Raider: Underworld, Ultimate Alliance 3, NFS: Most Wanted, Tony Hawk's: Proving Ground, Driver: Parallel Lines ve Lord Of The Rings: The Return Of The King
almayı da eksik etmedim mesela.
Bu arada söylemişmiydim?
Herkese hayırlı olsun, sonunda benim de bir tane PS2'im oldu.

İyi günlerde kullanalım, kötü günlerde de daha fazla kullanalım.

Tsubasa Şenol'larda.

TSUBASA ŞENOL'LARDA

Bir kaç gün oldu; ama geç olsun güç olmasın desteği ile tekrar ve tekrar söylüyorum.
Hoşgeldin Tsubasa.

Çünkü Tsubasa Şenol'larda.

Recorder: Fever Ray - When I Grow Up

That’s what I’ll do, throwing out boomerang,
waiting for it to come back to me.
Fever Ray - When I Grow Up

001

001

s.




Sana gökyüzünün mavisini anlatacacağım.
Üzerindeki beyaz lekeler ağladığında büyüyeceksin.
Tüm o hayat orospuları üzerinden akıp gidecek.
Keşke yanında olsam, ve bana da mutluluk tohumları çivilense.
Burada elbiseler giyiliyor ıslanmamak için.
O orospular bile giyiyor.
Belkide bu yüzden üzerimden yırtasım var tüm varlıklarım ve insanlarımı.
Bazen saçımı avuç içime alıp çekiyorum hatta, çağresizlik çağrısı gibi.
Peki ya tüm çıplaklığı ile ıslanmak isteyenler?
Hangi huzurlu bahar bahçesine götüreceksen, götür.
Islanmak, ve pisliklerimi silkelemek istiyorum artık.



s.

Plaquetweezer: Jamiroquai

PLAQUETWEEZER: JAMIROQUAI



En sevdiğim gruplardan biri kesinlikle Jamiroquai'dır, bu yüzden paylaşmadan olmaz.
Funk müziğin önde gidenidir kendileri. Brezilya'dan gelen bu grup çıktığndan beri bassçıları 3 kere değişmesine rağmen hepsi birbirnden iyi melodiler, tonlar ve ritimler tutturarak, Jamiroquai grubunun belkide en büyük özelliklerinden biri olan "bass kalitesi"ni taşımasını sağlıyor.

Sadece müzikleri değil vokali Jay Kay'in herhalde breakdance yaptığı dönemlerden kalan dans yeteneği ile (Jamiroquai hareketleri denilebilir) ve sürekli olarak annesine yaptırdığı milyon tane birbirinden ilginç şapkalar ile (kafasının 2 katı kadar oluyor) ayrıca kendilerine has bir tarz yaratıyorlar.
Jamiroqai ismi ise iki kelimeden oluşuyor. Jam (yaptıkları müzik) ve iroquai (Jay Kay'in kendisine yakıştırdı felsefesini edindiği ırk). Şunuda eklemeliyimki canlı performansları ayrı bir "göz kamaştırıcı" ve "kulak temizliyici". Sadece dinlemeyin. Birde görün.

R-r-r-random.

R-R-R-RANDOM
  • Herkesi bir dakikalık saygı duruşuna çağrıyorum; saygıdeğer BK aile üyesi Steakhouse bir süre aramızda olmayacakmış. Dişinizi sıkın gençler.
  • Kendimi 4.5 saniye falan yaşlı hissettim.
  • Sizlere National Geographic dergi üyeliği, bakkalını taciz edip hergün Radikal okuma keyfi, ve Best of Jazz serisini hediye edeceğim. Birde peçete.
  • Pizza kenar sosu gibi kadınım maşallah.
  • Facebook'ta kız ile ilişkide gözüken kızlar (!), öyle birşey olcak ki bir gün, hayatınız boyunca geri geri yürüyüp, kamıştan su içeceksiniz.
  • Her taksici "nerelisin?" diye sorduğunda, soyağacımın faili meçhul dalları çıkıyor ortaya. Doğaçlamam iyidir. Starbucks'da ben Ece'ydim ben dün mesela.
  • Kardeşim alacakaranlık kuşağından fırlarmışçasına, "Bella Ciao" mırıldanaraktan evi dolaşıyor. Selin Şenol, dinimsin.
  • Birde möble kelimesi vardır ki hiç sormayın, konserveye sıkıştırılmış mobilya gibi. Çok sağlıksız.
  • Gülümsedim.

Recorder: Yuksek - Extraball

I steal your toys and claim your ground.
Yuksek - Extraball

Ücretsiz Otopark.

ÜCRETSİZ OTOPARK

Otoparkın ücretsiz ismi altında ister köpeğini, ister gemini, ister atını, ister arabanı park et, para kazandıran tek yer burası.
Kırmızı otellerin, yeşil evlerin dikildiği tek yer burası.
Bulmaca yarışması ve güzellik yarışmasını sürekli olarak 2. olabiliceğin tek yer burası.
Bi yandan gerçi hız limiti aşma durumunda kendini hapiste bulduğun tek yer de burası.
Ama olsun.
Rich Uncle Pennybags'in muhtarlığına, elini öpmeli.
Gözlüğü kirlenmiş, hohlayıp t-shirt içi ile silin.
Mevzunun özüne gelmek gerekirse; Monopoly'i tozlu yerlerde barındırmayınız.

Copy-Paste

COPY-PASTE

quanto:

farmville hala yasak mı acaba skdjks
kesin birileri kenevis falan ekti skdj
gunselsenol:
oıjasosjifajkaj
ben daha entel takılıyorum kızım
radikal okurum belgesel izlerim jazz dinlerim
bide ossbir çekerim
quanto:
skjdkfjdskjfdkjksjfdkjd
viheyç van da her sabah caz dinliyorum
son zamanlarda şiir yazıyorum
boş zamanlarımda devrimciyim
gunselsenol:
ve capitalism is gay diye tshirtüm var
quanto:
skdjkj
43 senesinden beri domatezim....??!! skjdkksj
gunselsenol:
lsd kafası bu

R-r-r-random.

R-R-R-RANDOM
  • Digiturk'ün 90-100 kanalları arasında sekmeyi özlemişim. Bide Robbie Williams "güzele ne yakışmaz"ın ayaklı halidir, bilginize. Marry me lan.
  • Peki o gitarlar ormanda hangi amfiye bağlı? Ceketin ve pantolunun aynı kottan yapılmasına hayranım. Bir Mustafa Sandal eksik. (90's on VH1).
  • Geçen bana taksici msnini verdi.
  • Ve birgün "I really need a drink" diye başlayıp barın son müşterisi olana kadar penguen tipli barmene derdimi anlatacağım o bardakları durulurkene.
  • Jesus.

080919890644

Sekizdokuzbindokuzyüzseksendokuz.
Sıfıraltıkırkdört.

Kırmızıtelefon:günselgeldi.

Sleep Naked.


Yaz // Kış

Miss Autumn shows up.

MISS AUTUMN SHOWS UP

Yağmurun panjurlarımı dişlemesi ile uyandım. Zaten oldum olası sevemedim şu panjurlarımı, binanın kirliliğini taşıyorlar üzerlerinde. Şekersiz sütsüz kahve tadında.
Kafamı çıkarttım dün gömdüğüm yastıktan, pencereden havanın maviliğini görüp bugünün resmini boyamak için. Beyazdı. Kirli beyaz. Ama kesinlikle mavi değildi.
Tekrar gömdüm kafamı yastığıma. Beni yatağıma iten, örtümü bacaklarımın arasına aldıran, yastığımın içinde nefessiz kalma cesaretini veren bu yağmur tohumlarının tadı damağımda kalmış.
Afiyet olsun, çok güzel olmuş Miss Autumn.


Bu arada; eylülün biri ile beraber, doğumgünümün geri sayımınada başlamış olduk.

And the Marvel goes to...

AND THE MARVEL GOES TO...


80 ve 90ların çocukları olarak Marvel'ın sert çizgileri ile büyüdük, ağları ile şehir turu atan Spider Man, duruşu ile Captain America, kasları ile ekranın yarısını kaplayan Hulk, takım ruhuna sahip The Fantastic 4 ve süpersonik uçuşa sahip olan Iron Man bize yatak örtülerinden pelerin yaptırdı, yastık savaşlarını başlattı.

Birde diğer tarafta Disney'in yumuşak çizgileri vardı hayatımızda, vazgeçilmez Minnie Mouse ve Mickey Mouse, böcek yememizi sağlayan The Lion King, havuz severlerini denize alıştıran The Little Mermaid, yalanların en tatlısı Pinocchio, balın yanıne en çok yakışan Winnie The Pooh bize evclik oynattırdı, hayalgücümüzü genişletti.


Ama ne yazıkki:

According to an official press release from the Walt Disney Company, Disney has bought Marvel Entertainment for the hefty price of $4 billion. Under the deal, Disney gains control of more than 5,000 Marvel characters, and Marvel gains their massive marketing infrastructure.
August 31, 2009